
TÜRKİYE’DEKİ MÜZİKOLOJİ ANLAYIŞINA GENEL BAKIŞOnur
Akdoğu
Özellikle Müzik Kuramı ve Tarihi ile Müzik Tarihi, dolayısıyla, bu kapsam içindeki tüm müziksel olguları içeren bir bilim dalı olan müzikoloji, müzik dışında, edebiyattan felsefeye, sosyolojiden antropolojiye bir çok bilim dalından da yararlanır. Bir başka deyişle, bu alanda uğraş veren ve müzikolog olarak adlandırılan kişi, neredeyse sınırsız sayılabilecek bir bilim denizinde kulaç atmak zorundadır. Müzikoloji, her bilim dalında olduğu gibi, neden-sonuç ilişkisi içinde hareket eder ve etmek zorundadır. Dolayısıyla, kanıta dayalı olması gerekir. Müzikolojinin kanıtları ise, işitsel ve görsel kanıtlar olmak üzere iki başlık altında toplanabilir. Müzikoloji, bu kanıtlardan birinden ya da ikisinden yola çıkarak geçmişi ve bugünü, hem de, gerektiğinde geleceği sorgular ve yargılar.
Genel olarak, müzikoloji
ve etnomüzikoloji olmak üzere iki alt dala ayrılan müzikoloji anlayışı,
Türkiye bağlamında ele alındığında, kuşkusuz ki, öncelikli olarak
Türk Müziği’ni ele almak zorundadır. Bunun temel nedeni ise, bu müzik
türüyle ilgili olarak, biraz önce belirttiğimiz işitsel ve görsel
kanıtların, hemen tümünün
Türkiye'de olması, ayrıca, yine bu müzik türü içinde Türk olmanın
işitsel avantajlarının da bulunmasıdır. Bir başka deyişle,
Uluslararası Sanat Müziği’ni ya da Kenya’da yaşayan falan
kabilenin müzik anlayışının saptanması, Türkiye’de müzikoloji
anlayışı içinde ikincil derecede öneme sahip bir olgu olarak ele alınması
gerekir. Kısaca, ulusal müzikoloji
olarak adlandırabileceğimiz müzikoloji anlayışının, ülkemizdeki müzikoloji
bilincine egemen olması gerekir. Daha da açık belirtmek gerekirse, kişilerin
ve bu ülke insanlarının vergileriyle varlığını sürdüren ilgili tüm
kurumların birincil uğraşı, ulusal müzikoloji olmalıdır.
Ulusal müzikolojiyle
ilgili çalışmaların başlangıcı, istenirse, yüzyıllarca eskiye götürülebilir.
Ama, bu konuyla ilgili ciddi ilk çalışmaların 19. yy’da başladığını
belirtmek gerekir. Özellikle, Rauf Yekta (1871-1935), Suphi Ezgi ( ) ve Hüseyin
Sâdeddin Arel (1880-1955)’in çalışmalarıyla kimlik bulmaya başlayan
Ulusal Müzikoloji, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana, gittikçe önem
kazanmaya başlamıştır.
Müzikolojiyle, dolayısıyla,
ulusal müzikolojiyle uğraşan müzikologların en sıradan özelliğinin,
Türk müziğinin temel ögesi olan makam hakkında tartışmasız bilgili
olması gerekir. Çünkü, makam bilgisi, ulusal müzikolojinin üzerine
yapılandığı bir temeldir. Tersten düşünecek olursak, makam
bilmeyen, tanımayan bir müzikolog, ulusal müzikoloji ile uğraşamaz.
Bu kişilerin kendine başka bir iş araması gerekir. Kuşkusuz ki, bu
bilginin yanında, çok iyi bir işitme, işittiğini notalayabilme,
notalanmışı seslendirebilme, normalin üzerinde zekâ,
müzikoloğun diğer sıradan özellikleridir. Müzikoloji, dolayısıyla, ulusal müzikoloji çalışmalarının en önemli göstergesi, kuşkusuz ki yayındır. Daha da açık belirtmek gerekirse, yayınsız müzikoloji olmaz.
|