
|
Zeybek
Kelimesinin Kökeniyle İlgili Köksüz Bir Eleştiri Onur
Akdoğu
İlgililerin de yakından bildikleri gibi, 1990’dan bu yana “Zeybekler,
Tarihi-Dansları-Ezgileri” adını verdiğim kitabın hazırlanmasıyla
uğraşmaktayım. Bu çetrefil uğraş içinde, birincil önemli
konulardan biri de zeybek, efe ve seymen kelimelerinin kökeni idi.
Dolayısıyla, bugün tamamını bitirebildiğim, şu anda nota yazımıyla
uğraştığımız adı geçen kitabın içinde yer alan önemli
bulgularımdan biri de, sözünü ettiğim köken sorununa ilişkindi.
Dolayısıyla, bu kelimelerin kökeni hakkındaki düşüncelerimi bir
an önce yayınlamayı uygun bulmuş, önce İstanbul Üniversitesi-Etnomüzikoloji Araştırma
ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü-2.Uluslararası Etnomüzikoloji
Sempozyumu’nda
“Zeybek
Kelimesinin Kökeni ve Müzik Türü Olarak Zeybek” adıyla bildiri
olarak sunmuş, ardından da değişik dergilerde yayınlamıştım.(Bkz:
Zeybek Kelimesinin Kökeni/ Türk Kültürü/ sayı 374, s.355/ Ankara-1994; Karşıyaka Belediye
Konservatuvarı Dergisi, Sayı 1, İzmir; Ulusal Müzikoloji/ Sayı 5,
İzmir)
Yakında, bu internet sayfaları içinde de yayınlayacağım bu
yazı, kelimenin kökeniyle ilgili yapılmış tüm çalışmaları ele
alıyor, eleştiriyor, ardından da zeybek kelimesinin Saybek-
Saybak- Zaybak-Zeybak-Zeybek değişim zinciri içinde oluştuğunu
birçok kanıttan yola çıkarak açıklıyordu.
Zeybeklerle ilgili olarak 2001 yılı içinde E.Ü., DTMK’da görüştüğümüz
ve zeybekler hakkında bir kitap hazırladığını söyleyen sayın Ali
Haydar Avcı’yla kelimenin kökeni hakkındaki düşüncelerimizi, görüşmemiz
sırasında birbirimize aktarmıştık. Konuyla ilgili yaptığımız kısa
ve düzeyli tartışmada, kelimenin kökeniyle ilgili düşüncelerimi
pek kabullenememiş, ama, öne sürdüğüm görüşün de yanlışlığını
kanıtlayamamıştı.
Aradan bir yıla yakın zaman geçtikten sonra sayın Ali Haydar
Avcı’nın bana sözünü ettiği kitabının “Zeybeklik ve
Zeybekler” adıyla yayınlandığını öğrendim. Doğal
olarak da hemen edindim. Henüz tamamını okumadım. Önsözüne, bölüm
başlıklarına gözattım. Kuşkusuz ki “Zeybek ve Efe Sözcüğünün
Kökeni Üzerine Deneme” başlıklı bölüm hemen dikkatimi
çekiverdi. Bir solukta okudum. Hem şaşırdım, hem hayal kırıklığı
yaşadım. Çünkü, önsözünde, “Oysa, Batı Anadolu’da,
toplumu yüzyıllar boyunca etkileyen bu önemli konuyu bütün yönleriyle,
çok boyutlu ve derinlemesine araştırmak, incelemek, elde edilen sonuçlardan
yola çıkarak karşılaştırmalı bir takım kuramsal çözümlemelere
yönelmek gerekiyordu. Biz de çalışmamızda bunu gerçekleştirmeye,
şimdiye kadar yüzeysel olarak değinilip geçilen bu konuyu, bu
anlamda ele alarak kendi açımızdan çözüm denemesine giriştik.
Kesinlik bulunmayan konularda açıklamalar getirmeye çalıştık.”
dediği halde, bu konuyla ilgili en geniş çalışmanın sahibi olarak,
adını andığımız bölümde önce beni ele almış ve adını verdiğim
yazım için, “Şimdiye kadar yapılan yorumlamaların büyük bir
kesimini Onur Akdoğu bir yazısında geniş bir şekilde özetlemiş,
tutarsızlık ve çelişkileri ortaya koymuş, fakat, kendisi de yaptığı
yorum ve açıklamada bir varsayım ve zorlamadan öteye gidemediği
gibi, daha önceki bazı görüşlerden çok farklı yeni bir görüş
ortaya koyduğu da söylenemez. Akdoğu, zeybek kavramının eski Türkçede
koruyucu zırh anlamına gelen say, sağlam ve sıkı anlamına
gelen bek sözcüklerinin birleşiminden doğan bir kavram olduğunu
söylemektedir, ki, konu üzerinde azıcık derinlemesine düşünüldüğünde
yorumdaki zorlama ve zeybek kavramındaki ilgisizliği rahatlıkla görülebilir.
Burada, bazı yorumlamaları aktarmak, bazılarının üzerinde ise
fazla durmak istemiyoruz. Çünkü, çoğu alabildiğine zorlayıcılık
ve uydurmadan öteye gidememiştir.” diyerek, benim öne sürdüğüm
görüşle ilgili olarak bir tek başka laf etmemiş.
Şimdi sayın Avcı’ya soruyurum:
Konuyu tüm yönleriyle araştırdığınızı, incelediğinizi
ve elde ettiğiniz sonuçları karşılaştırarak kuramsal çözümlemelere
gittiğinizi belirttiğiniz halde; 1)
1) Benim
görüşümün varsayım olduğunu neden kanıtlamadınız? 2)
2) Benim
görüşümün zorlama olduğunu neden kanıtlamadınız? 3)
3) Benim
görüşümün, daha önce ortaya atılan görüşlerden farklı olmadığını
belirttiğiniz halde, görüşümün hangi görüşle aynı olduğunu
neden belirtmediniz? 4)
4) “Azıcık”
düşünerek bile görüşümün zorlama olduğunu anladığınıza göre,
nerede zorlama olduğunu neden açıklamadınız? 5)
5) Görüşümün
“zeybek kavramıyla ilgisizliği”ni dahi “azıcık”
düşünerek saptadığınıza göre, görüşümün zeybek kelimesiyle
ve kelimenin içeriğiyle neresinin ilgisiz olduğunu neden
belirtmediniz? 6)
6) “Burada,
bazı yorumlamaları aktarmak, bazılarının üzerinde ise fazla durmak
istemiyoruz. Çünkü, çoğu alabildiğine zorlayıcılık ve
uydurmadan öteye gidememiştir.” diyerek, kendinizce bir kaçış
yolu yaratacağınıza, neden önsözünüzde belirttiğiniz “araştırma,
inceleme” laflarına karşın, zeybeklerle ilgili en önemli
konulardan biri olan kökenbilim (etimoloji) alanında öne sürülmüş
görüşleri incelemediniz, araştırmadınız ve yanlışlığını kanıtlamadınız? Sayın
Avcı; Böyle
bir yaklaşım, bilimadamı yaklaşımı değildir. Bunun adına, “kolaycılık”
denilir. Şimdi
yine soruyorun sayın Avcı: Zeybek
kelimesinin kökeni olarak öne sürdüğünüz zağbek (zağ+bek)
kelimesinin, benim görüşümün değişmişi olduğunu nasıl farkında
değilsiniz? Çünkü; Diyorsunuz
ki, “...halk dilinde g ve ğ harflerinin y harfine
dönüştüğü çok sık görülen bir durumdur. Aynı durum zağbek
kavramı için de geçerlidir.” Peki, bu durumda, derleme sözlüğünden
bulduğunuz bu kelime, belirttiğiniz değişimi dikkate aldığımızda
zaybek olmuyor mu? Durum böyleyse, Batı Anadolu’da s’nin
z olduğu bilindiğine göre (soba’ya zoba, sanat’a
zanat ya da zanaat/zenaat denilmesi gibi. Hoş, siz bunu
es geçmişsiniz veya bilmiyorsunuz) bu durumda da sizin kelimeniz saybek
olmuyor mu? Siz,
ne yazdığınızın farkında mısınız? Sayın
Avcı, Kuşkusuz
ki, yazımın başında adını verdiğim kitabımda, zeybeklerle ilgili
yapmış olduğunuz bu gafı ve burada belirtmediğim diğer gaflarınızın
tümünü, neden-sonuç ilişkili olarak ayrıntısıyla ele alacağım.
Beni, bitirdiğim kitabın içine tekrar sokacaksınız. Ama, buna değecek
doğrusu.
|